Evlenirken çok doru bir seçim gibi gelmişti ama aslında boktan bir evliliğin 1,5 yılını ite kaka geçirmiştik. Benim işim sebebiyle İzmir civarına gitmiştik 2 haftalığına, ex de izin alıp gelmişti. Şaşırtıcı biçimde çok güzel zaman geçirdik. Dönünce periyodum gecikti, o sıralar her öğlen yüzüyorduk havuzda, göğüs uçlarım bir garip hassaslaşmıştı, arkadaşım "bir de hamileymişsin mesela ondanmış hahah" deyince o akşam bir test aldım. Negatif miydi pozitif miydi orasını hatırlamıyorum, hamileydim işte. başka eczanelerden başka testler de aldım hepsi aynı, 2 çizgi.
Ex'e söylediğimde tepkisi neydi : "emin misin? " Sevinmek, mutluluk, bir yaşamın başlangıcı olabilmenin gururu vs bunlar yok, bunlar başka baba adaylarında oluyor. Yüzünde bir şaşkınlık ve "emin misin? "
Eh emin olmak için bir doktora gitmek gerekiyordu. Ex'e göre mahalledeki polikliniğe gidip kan vermek yeterliydi. Bazılarınız allah belanı versin bu ne kibir diyecek ama kimse kusura bakmasın, ben oralarda kan verip hastalık kapacak, pis pis yerlerde tahlil sonucu bekleyecek kadın değilim! Olmadım, olamam! Hemen gidip yaşadığımız şehirdeki en iyi özel hastanede kadın doğum bölümünden randevu aldım. İyi ki de öyle yapmışım, muayenede B.'nin kalp atışını duyduk :) bir kaç kan testi, ah demek kedi besliyorsunuz o zaman şu testleri de yapalım..
Baştan söyleyeyim, o çubukları görünce fazla bir şey anlamamıştım ama kalp atışlarını duyunca dedim ki tamam, işte bu benim çocuğum. Duyar duymaz sevdim onu. Ondan vazgeçmeyi ya da hamileliğin olumlu sonuçlanamayabileceğini hiiiiiiç düşünmedim.
Ex ne düşünüyordu bunu hiç bir zaman bilemeyeceğiz. B. için kız dediklerinde bariz bozulmuştu onu biliyorum, "yok yok pipiliymiş" dediklerinde baya muzaffer kumandan edalarına girmişti onu da hatırlıyorum. İsim konusunda bir türlü karar verememişti, doğumdan önceki güne kadar. Çünkü bebek şekerlerine bir isim yazmak gerekiyordu.
Hamileliğimin ilerleyen aylarda preklampsiyle tanıştım. Günde 3*2 tansiyon hapı alıyordum ama yine de 15-9 seviyesinde seyrediyordu tansiyonum. O bitmek bilmez başağrısını, sanki bütün atmosfer sadece benim üzerimde deney yapıyormuş gibi basıncı asla unutamam. Üstelik daha hamile kalmadan fıtıklarım vardı L bölgesinde, bebek ağırlaştıkça o keselere baskı yaptı canımdan bezdim.
Bu arada ev taşıdım, evimin inşaat sonrası temizliğini ben kendim yaptım. Türkiye'nin sayılı büyük tersanelerinden birinde uykularımı kaçıracak kadar stresli bir işte çalıştım. Tüm hamileliğim boyunca aşerdiğim tek şey vardı "donut". Arabayla yarım saat mesafede krispy kreme vardı. Gidemedik oraya. Ex zaten arabayı benim kullanmama izin vermiyordu ("ya bu trafikte sana bir şey olursa" tercümesi arabama hasar vermenden korkuyorum) Tek başıma dışarı çıkamıyordum o tansiyonla bir yerlerde bayılıp ölmekten korkuyordum. Biz o lanet olası donutları alamadık!
Her şeye rağmen "normal" doğum yapmak istiyordum, ta ki doktorumun "sen hala anlayamadın galiba, ikiniz de ölebilirsiniz, akciğerler gelişir gelişmez bu bebek ordan çıkar" diyene kadar.
Akciğerler gelişti. Cuma günü saat 9'da "bebeği çıkarma"ya karar verdi doktor. Bunu ex'e söylediğimde "ya pazartesi olsa olmaz mı babalık izni 5 gün, şimdi 2 günü haftasonuyla kaynamasın" cevabını aldım. Çok garip; hastalıktan mı, hamileliğin verdiği uhrevi havadan mı yoksa yüce rabbim katil olmayayım diye doğaüstü bir sabrı tam da o an bana bahşettiği için mi bilemiyorum, sadece "o çocuk cuma günü doğacak, bunu seninle tartışmayacağım" diyebildim.
Şimdi düşünüyorum da bu nasıl laf? Bunu diyen insan mı?
To be continued

(temsili resim : sabretmek)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder